|
Saklimdasin.Com
Hikayeler |
1
Caminin
avlusu hınca hınç doluydu. Belli ki cenazenin yakınları onu
son yolculuğuna uğurlamak, dostları da son görevlerini ifa
etmek için oradaydılar.Sahte gözyaşı dökenler,kara
gözlüklerin ardında cenazeye gelenleri
inceleyenler,ağlamamasını kara gözlüklerle örtmeye
çalışanlar,bedenen orada ama ruhen çok uzaktaki
olanlar,”Yahu tam da ölecek zamanı buldu.Bugün de çok önemli
işlerim vardı.Çabuk bitse de gitsem” diyenler... Kimler
yoktu ki...
Bazıları gruplaşmış vaziyette olayı değerlendiriyordu.
Sessiz ama derin-den..Her köşeden ayrı bir fısıltı
duyuluyordu.Kimi hayattayken bir kaşık suda boğmak istediği
bu mevtanın ardından:
“Çok iyi bir adamdı çook.”diyerek onun ne kadar iyi birisi
olduğunu inandırmaya çalışıyor,kimi borç para vermediği için
ağzına geleni söylediği ve şu an yerde masum bir şekilde
yatan zata bakarak:
“Çok cömertti,kimin ihtiyacı olsa hemen koşardı.”diyerek
onun el açıklılığından dem vuruyor,kimi kapısını bile
bilmediği bu adam için:
- Beni çok severdi, sürekli ziyaretime gelirdi, çok yazık
oldu.”diyerek onun insanları ziyaret eden biri olduğunu dile
getiriyordu. Tekerlekli iskemleyle getirilen yaşlı kadın da:
- Oğlum her bayram olmasa bile işinden fırsat bulduğunda
beni ziyarete gelirdi. Üstelik huzurevinin bütün
masraflarını o karşılıyordu.” Diyerek onun kendisini ne
kadar çok sevdiğini, ne kadar önem ve değer verdiğini
anlatmaya çalışıyordu etrafındakilere...
Katılımcılara bakıldığında zengin bir kesim olduğunu
kestirmek hiçte zor değildi.Üstelik caminin dışında cadde
boyu dizilen son model lüks arabalar ölen kişi hakkında
gerçek bilgiyi veriyordu ‘ya çok zengin ve hatırı sayılır
bir iş adamı veya siyaset çi’ diye düşündürüyordu insanı.Alalade
sade bir vatandaş olmadığı gelen çelenklerden de belliydi
zaten.Holdingler,bakanlar,milletvekilleri,ünlü iş adamları
ve ünlü sanatçılardan gelmişti bu çelenkler.Büyük bir
iştirakle kılınan cenaze namazının ardından yapılan dualar
ve imamın;
- Mevtayı nasıl bilirdiniz?
Sorusuna hiç düşünmeden;
- İyi bilirdiiik!
Diye verilen yanıtlar ve omuzlara alınan cenazeyi yine aynı
duygularla mezarlığa götürüldü.
Gruplaşmalar burada da devam etti. Herkes ölen kişiyle
ilgili anıları abartarak anlatıyordu. Bire on katarak adamı
neredeyse melek gibi günahsız yapmışlardı. Hani meşhur bir
söz vardır ya “kör ölünce badem gözlü olur” diye. Tıpkı onun
gibi adamın badem gözlü olduğuna inandırmak için yarış
yapıyorlardı birbirleriyle. Saçları örgülü üstü başı perişan
bir şekilde, kara gözleriyle çevreyi izleyen ufak bir kız
çocuğu hayretle bakıyordu etrafındaki bu sahte insanların
sahte gözyaşlarına. Bu arada cenazenin gömülme işlemleri
bitmiş, dualar edilmiş, insanlar son görevlerini yerine
getirmenin rahatlığıyla evlerine gitmek için
ayrılıyorlardı.Yarım saat sonra kimse kalmadı mezarlıkta.
Sadece o kara gözlü ufak kız vardı. Usulca yanaştı mezara.
Belli ki aklından çok şey geçiyordu ufak kızın. Bu ilk
karşılaşmaları değildi ufak kızla iş adamının.
Daha birkaç ay öncü onu fabrikasında çalışan babasını
gerekçesiz çıkarmıştı.Parasını bile vermeden hem de. Para
istemeye beraber gitmişti babasıyla. Adam onları saatlerce
kapıda bekletmişti. Canı sıkılınca kapıdan içeri bakmıştı
küçük kız. Adam mağrur ve neşeli bir şekilde bir anahtarı
uzatıyordu kadına:
- “Bu jipi sana aldım canım. Ama dikkatli kullan hee..!
derken kapıda ufak kızı fark edip içeri çağırdı onları. Mali
durumunun kötü olduğunu, işlerin durgun olmasından dolayı
çıkartıldığını, işler açıldığı zaman tekrar çağırılacağını
anlatıp göndermişti onları.Fakat aylar geçmesine rağmen ne
işe almıştı ne de çıkışını vermişti babasının. Başka işte
bulamamıştı babası. Eli mahkum, bekliyordu patronunun tekrar
işe çağırmasını.Ama eski işçilerin tümünü çıkarıp, daha ucuz
çalışacak yeni elemanlar aldığını duyduklarında çok
üzülmüşlerdi.Üç kardeşi, hasta annesi ve babası çaresizdi.
Son bir kez daha gittiler fabrikaya; ama içeriye alınmadılar
bile.Dışarıda beklerken yanlarından hızla geçen Mercedes’in
içinde mağrur ve başı dik oturuyordu adam.Bir ara küçük
kızla göz göze geldiler. Adam hızla kaçırdı gözlerini kara
gözlerden. Küçük kız hızla giden araba ile birlikte
hayallerinin, umutlarının ve geleceğinin arabanın tozuna
karışıp gittiğinin farkındaydı. Gözleri buğulandı. Dudağı
büküldü. Hafifçe bir şeyler mırıldandı sadece. Bu onu son
görüşleri oldu zaten. Ogün trafik kazası geçirmiş ve
hayatını kaybetmişti.
Tüm bunlar film şeridi gibi geçti küçük kızın kara
gözlerinden.Yeni örtülen ve henüz ıslak olan topraktan bir
avuç aldı.Avucunda iyice sıktıktan sonra tekrar mezara doğru
fırlattı hışımla.Yine hafifçe mırıldandı.
“Topraktan geldin ve yine toprağa gittin. Hiçbir şey seni
kurtaramadı değil mi? Mağrur adam. Çok güvendiğin malın,
mevkiin, hatırı sayılır dostların, hiç biri seni kurtarmaya
yetmedi değil mi? Yazık, çok yazık, keşke ölmeden bunları
anlayabilseydin....
|